15 Haziran 2012 Cuma

My trips in the European

Erasmusu kazandığımız bu hayatı yaşayacağımız şehre,ülkeye gittiğimiz andaki ilk düşüncelerden biri 'hadi vizeyi aldık bidaha nerden bulacaz bu fırsatı Avrupa'yı fethetmenin vakti geldi' dediğimiz anda başlıyoruz ya internetten bilgiler toplamaya işte umarım o bilgileri karıştırırken benim bu yazıma rasgelen birileri olur ve az sonra okuyacağınız Avrupa Seyehatlerimden biraz da olsa faydalanır. Bu düşünceyi belirtmemin sebeplerin biri de bu yazıyı yapma amaclarımdan birini acıklamak aslında.
Fazla uzatmadan Yaptığım gezileri anlatmaya altta paylaştığım linkin içinde olan gezi haritamla başlamak istiyorum.

http://www.travellerspoint.com/member_map.cfm#/tripid/358519

Bu Gezilerin içerisinde: Viyana, Budapeste, Roslaw, Varşova, Prag, Roma, Barcelona, Malaga, Ibiza, Valensiya, Porto, Memingem, Münih, Plzen  yer alıyor.

 Bazıları uğrak yerimizdi bazıları gitmeyi sabırsızlıkla beklediğimiz, bazıları hayallerimizi süsleyen, bazıları daha önce aklımıza bile gelmeyen, bazıları gördüğümüz şeylerden sonra hayal kırıklığı bazıları ise ağzımızı açarak izleyip 'bu ne abi ya adamlar yapmışlar' dediğimiz yerlerdi. Her biri benim için ayrı heyecan duygusuyla gittiğim farklı düşüncelerle, yeni bilgilerle, farklı bakış açılarıyla, yeni insanları tanımanın verdiği heyecan ve gördüğüm yerlerden sonra kendimle bazen gurur duyup aslında kendimi hep şanslı hissettiğim ve çektiğim onca fotoğrafı aileme, arkadaşlarıma anlatacağım, göstereceğimin heyecanıyla ayrıldığım ama hep aklımda işte bu sokağı, işte bu binayı, bu nehiri, bu agacı bu kumsalı işte bu insanları bidaha göremeyecem diye geçirip hüzünlenip hayatın enterasanlığını düşündüğüm, bazen gördüğüm harika yerleri şöyle uzun uzun izleyip iç geçirip aslında çoğu zaman kendi memleketimle kıyaslayıp  (hep o türk gururunu taşıdığımdan mıdır bilmiyorum) 'bizde daha iyisi var kardeşim ya' dediğim,  bazen grup içerisindeki arkadaşlarla haritada gitmek istediğimiz yerleri arama çabalarının heyecanla karışık strese dönüşüp bazen aslında çok komik tartışmalara girdiğimiz bazen kahkalar atarak geceyi tren istasyonunda geçirdğimiz bazende 'işte macera bu ya' dediğim, hayatım boyunca unutamayacağım anları yaşadığım gezilerdi.
 
  Yaptığım geziler hakkında kısa bir özetten sonra bunların hepsini ayrı ayrı başlıklar altında anlatıp hem bu yazıyı okuyanlara o yerler hakkında ufaktan da olsa bir fikir verip,gitmek isteyenlere plan aşamasında veya gittiği zaman kullanabileceği, faydası dokunacağını tahmin ettiğim bilgileri bazen çektiğim fotoğrafların yardımıyla vermeye çalışıp bir yandan yazarken bir yandan da o yerlerin resimlerine bakıp şöyle ufaktan bir anılarım arasında yolculuk yapmış olacam.

  Gezilerimi Anlatmaya başlamadan önce Avrupada seyehat edecek olan arkadaşlara tavsiyem şu uçak şirketinlerini kullanmaları çünkü bunlar hayal edebileceğinizden çok daha ucuz.. www.ryanair.com   www.vizzair.com  www.jetairfly.com.. bu uçaklarla 1-10 euro arasına hayal ettiğiniz yerlere uçmak çoğu zaman mümkün olabiliyor. Bir başka tavsiyem ise yolculuklarını kombine yapmaları yani tek bir ülkeye gidiş geliş değilde gittikleri ülkelerden başka ülkelere geçiş yapıp 3-4 ülkeyi birden gezmelerini tavsiye ediyorum tabi bu çok kolay olmayacak baştan söylemeliyim o tatil süresi zarfı içerisinde havaalanı, uçak görmekten size artık gına gelecek ama en ucuz tatil şekli de bu.

Viyana:

Viyana Avusturyanın başkenti ve ülkenin en büyük şehridir nufüsu 1,700,000 kişi civarındadır.
Viyana benim Erasmus hayatım içinde ilk yaptığım seyehatti daha çok acemiydim neler olduğunun farkında bile değildim daha Avrupaya geleli, bu bambaşka kültürü tanımaya, anlamaya başlayalı henüz 4 gün olmuştu ve ben bir başka Avrupa şehri Viyanaya gelmiştim.. Erasmus grubumuzun hepsiyle yani yaklaşık olarak 20 kişilik bir ekiple Sabahın ilk saatlerin Viyana yolculuğumuz başlamıştı. Fakat daha ilk otobüse bindiğimde yaklaşık 5 kişilik bir türk grubuyla karşılaştık onlarla birlikte Viyanaya vardığımızda henüz daha güneş açmamıştı havada aşırı derecede soğuktu bu yüzden ilk yapmak istediğimiz kapalı bir mekana sığınıp orda güneş tam açana kadar beklemek birseyler yemekti ve öylede yaptık. Ondan sonra o müthiş soğuğa biraz da güneşin açmasıyla aldırış etmeden gezimize başladık.. gördüğüm  farklı her binaya özellik şaşalı tarihi kiliselere bakıp hayranlığımı gizleyemiyordum.. Aslında o gezi benim için bir şehiri görüp tanımaktan ziyade dahil oldugum grup içindeki arkadaşlarımı tanıma onlarla nasıl iletişim kurabileceğimi anlama daha cokda beynimde olan ulan ben bu ingilizceyi nasıl anlayacam, konuşacam telaşı içinde geçti.. Bu yüzde çok fazla şehrin güzelliğine falan odaklanamadım ama hatırladığım üç beş şeyden bahsedecek olursam bunlardan biri şehire girdiğim andan itibaren almanca dilinden çok türkçe duymamdı yani şehirin içerisindeki türk nufüsunun fazlalığı kendini hissettiriyordu. Bunun dışında eğer yolunuz düşecek olursa Viyana'ya kesinlikle Luna Parkını ziyaret edin gördüğüm en muhteşem Luna Parktı.
 











BUDAPESTE:
Viyanadan gittiğim ikinci tarihi şehir olan budapesteyi Tuna Nehri Buda ve Peste olarak ikiye ayırıyor. Budapestedeyken yaptığım en güzel şey Tuna nehrini izlerken atalarımın Tuna Nehrinden nasıl gelip bu ülkeyi fethettiğini hayal etmekti.
 Yolculuğa akşam 5 sularında başlamıştık ve 5 saat sürek yolculuğun ardından kalacağımız yere varmıştık. İndiğimiz yerde Macar arkadaşlarımız, Budapeştede yaşayan ildiko ve agata bizi karşılamışlardı ve gezi boyuncada ellerinden gelen en iyi şekilde misafirperverlik yapıp bizi gezdirmişler hatta kalacak yerimizi ayarlamışlardı. Kendileri askeri okulda okuduğundan bizide askeri lojmanda ücretsiz bir şekilde kalmıştık. Tüm Erasmus grubu ve ek olarak da viyana'da tanıştığımız daha sonra samimi olduğumuz tamerinde katılımıyla ortalama 20 kişilik bir grupla yaptık şehir turunu. isim olarak birçok yeri hatırlamıyorum fakat
 aklımda kalan şeylerden biride gittiğimiz clubtı.gerçekten muhteşem bir yerdi 3 ayrı bölümü vardı ve her bölümde ayrı tarz müzik çalıyordu. Ve ikinci hatırladığım şey ise ildikolarda yediğimiz yemekti. ildikonun ailesi bizi yemeğe davet etmişti bütün arkadaşlar ikinci günümüzü orada yemek yiyerek sohbet ederek geçirdik.

 Etkilendiğim şeylerden biri ise Tuna Nehri kenarında bulunan yüzlerce ayakkabı. Bunlar ikinci dünya savaşında ölen kişilere ait olan ayakkabılardı. gerçekten trajedik bir andı bizim için.





 
 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder